İzmir ile Etiketlenmiş Yazılar
İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE)
YAZIYI TAMAMLAYAMADIM ANCAK TERCİH DÖNEMİNE YETİŞTİRMEK İÇİN BU HALİYLE KOYUYORUM. EKSİKLER TAMAMLANACAK. BİR DE ELEKTRONİK VE HABERLEŞME MÜHENDİSLİĞİ YAZISI EKLENECEK. SORULARINIZ İÇİN YORUM YAPABİLİRSİNİZ.
Bugüne kadar iyte.net te olsun, burada günlüğümde olsun, tercih etmek veya bilgi almak isteyenlerden gelen epostalara cevap olsun, sosyal ağlar olsun, İYTE hakkında çok şey söyledim,yazdım. Bunları yeni bilgilerle ve deneyimlerle harmanlayıp, derli toplu bir şekilde not etmek istiyorum.

İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü,1992 yılında lisansüstü eğitim amacı ile kurulmuş, İzmir’in 3. devlet üniversitesidir. Türkiye’deki iki enstitüden biridir (diğeri için bakınız Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü). 1998 yılından beri lisans eğitimi vermekte olup, yerleşkesiGülbahçe, Urla’da, biraz dağın başında, biraz deniz kıyısında, biraz Çeşme’ye yakın biraz İzmir’e uzak bir yerdedir.
İzmirliden Taha Aksoy'a mektup
Taha Aksoy’un 8 Mart Kadınlar Günü’nde özel bir kurye şirketi ile anlaşıp İzmir’li kadınlara yolladığı mektuba güzel bir cevap gelmiş…
Sevgili Taha Aksoy;
Göndermiş olduğunuz mektubunuzu dün itibariyle posta kutumdan almış
bulunuyorum. “Özgürce yaşamaktır İzmir” dizesi ile başlayan ve
“Asaleti, nazı, edası kadınlarında gizli… Değişilmez şehirdir,
İzmir” dizeleri ile sona eren şiiri beğeni ile okudum. Altında
herhangi bir şairin imzası olmadığı için bu güzel mısraların size ait
olabileceğini düşündüm. Kaleminize sağlık, ne güzel anlatmışsınız…Mektubunuzu okuduktan sonra uzun uzun düşündüm. Demişsiniz ya
“değişilmez şehirdir İzmir” diye, sonuna kadar katılıyorum, ancak
eklemek istediğim bir şey daha var, aynı zamanda değiştirilemez
şehirdir İzmir…Beyefendi tavrınızı takdir etmiyor değilim, ancak bir bağımsız aday
edası ile gerçekleştirdiğiniz söylemlerinizi anlayamıyorum. Adayı
olduğunuz AKP’nin yaptıklarını ve yaptırımlarını biz İzmir kadınlarına
nasıl unutturacaksınız, merak ediyorum.Biz İzmir kadınları düşkünüzdür özgürlüğümüze. Türkiye ortalamasının
üzerinde ekonomik özgürlüğümüz vardır. Kariyer sahibiyizdir, başarıya
odaklıyızdır. Oysa AKP’nin sosyal güvenlik ve iş yasalarındaki
düzenlemelerine baktığımızda kadını iş yaşamından koparmaya yönelik
olduğu aşikardır. İş Kanunu ve bazı kanunlarda değişiklik yapan yeni
yasayla, çalışan kadınların önüne engeller koyarak onları ev yaşamına
mahkum bırakmaya çalıştıklarını nasıl unutabiliriz ki?Genel
başkanınızın her gittiği yerde “üç çocuk yapın” mesajları partinizin
kadına bakışını özetler halde.“Mustafa Kemal Atatürk’ün hem İzmir’e hem de kadınlara verdiği değer
çıkacaktır karşınıza…” diyorsunuz. Kuşkusuz bu doğrudur. Ancak
unutmayalım ki Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet
Türkiyesi’nin temel taşlarından biridir laiklik. Ve bizim için
tartışılması dahi mümkün değildir. Oysa belediye başkan adayı
olduğunuz AKP, Anayasa Mahkemesi’nin 11 üyesinden 10′u tarafından
laiklik karşıtı eylemlerin odağı olarak tescillenmemiş midir?“İçine düşürüldüğü durumdan yakınmadan ayakta kalmaya çalışan güzel
İzmir’i ışıltılı günlere kavuşturmak; ekonomi, bilim ve kültürün kalbi
haline getirmek İzmir’e olan borcumuzdur…” diyorsunuz… Doğrudur.
AKP Hükümeti’nin adeta üvey evlat muamelesi yaptığı, İzmirli’den
aldığı vergileri yatırım olarak geri yollamadığı apaçık ortadır. Bu
durumda bizlere hükümetin borcu vardır. Ancak bu borcu ödemeleri
için illa AKP’ye mi oy vermemiz gerekmektedir? Bu bir üstü kapalı
tehdit midir? Mazur görün, ben anlayamadım…Biz İzmir kadınları güzelliğimizden öte zekamızla anılmayı tercih
ederiz. Ve zekanın en önemli unsurlarından biridir hatırlamak… Şimdi
kısa bir yakın geçmiş yolculuğuna çıktığımda AKP Genel Başkanınız ile
ilgili hatırladıklarım şunlardır;“Ananı da al git… Askerlik yan gelip yatma yeri değildir… Türkiye
terörle yaşamaya alışmak zorundadır… Hem Müslüman hem laik olunmaz.
ya Müslüman olacaksın ya laik… Referansım İslam’dır… İki koyun
gütmeyenler liderlik yapamazlar… İş bırakma eylemeleri zulümdür,
kriz teğet geçti… ”
Ve daha onlarcası. Nasıl unutacağız tüm bu sözleri?Sevgili Taha Aksoy; fakirin her gün fakirleştiği İslami kodamanların
kendilerine ve çeşitli modellerle yapılmış türbanlı eşlerine aldıkları
siyah büyük arabaları gördüğümde sinirleniyorum. Küçük esnafın
besmelesiyle açtığı kepengini siftahsız kapadıklarını duyduğumda içim
sızlıyor. Mahalle aralarında bir oy için dağıtılan erzaklarla açlık
üzerinden siyaset yapıldığına tanık olup kahroluyorum. Gemiciklere
eklenen pırlanta şirketlerini ve bunlara sağlanan imtiyazları
işittiğimde tepemin tası atıyor. Her gün yeni bir arkadaşımın işten
atıldığı haberi geldiğinde ailelerini nasıl geçindirecekler kaygısı
ile uykularım kaçıyor. Soykırım suçlusu Ömer El Beşir’in Atatürk’ün
masasında yemek yediğini öğrendiğimde midem bulanıyor. Krizin bizi
dibe çektiği şu günlerde memleket meselelerini bir kenara bırakıp
meydanlarda vekilleriyle beraber laf yarıştırma telaşına kapılan bir
başbakanı gördüğümde ise neden AKP’ye oy vermemem gerektiğini bir kez
daha hatırlıyorum.Tüm bunların dışında kocaman bir soru işareti var kafamda; laiklik
karşıtı onca söylemi ve eylemi olan, demokrasiyi kendi kafasına göre
yeniden tanımlayan, yazarlara çizerlere açtığı rekor sayıda davanın
altına davacı olarak imza atan, kadını ikinci sınıf vatandaş haline
getirmeye çalışan, insanlarını bizler ve onlar diye ikiye ayıran bir
lidere sahip partiden, gerçek bir İzmirli neden ve nasıl aday olur?
İşte ben bunu anlayamıyorum.SEVGİ VE SAYGILARIMLA…
dolmuş cefası
Bugün yurttan izmir’e gelmem gerekiyordu ve 2 arabasına binmek için 5 dakika önce odamdan çıktım ve durakta beklemeye başladım. Durakta bekleyen yaklaşık 10-12 kişi vardı. saat 14.00 oldu ama ufukta dolmuş yoktu. 14.10 oldu dolmuş yoktu. 14.15′te bir arkadaşımız güvenliğin camına asılmış yazıyı okudu: Haftasonu sefer saatleri: 12.00-13.00-15.00-17.00…
Hadiii… Bakalım ne yapacağız? Bu sıcakta otostopa da gitsen yarım saat geçer beklesen 3 arabasına binersin… Derken bir dolmuş geldi 14.20′de. Ama İzmir dolmuşu değildi tabi ki. Ya balıklıova ya da gülbahçe dolmuşuydu tam bilemiyorum. Neyse onunla birlikte 6-7 kişiyle köye kadar indik öflensek de püflensek de başka çaremiz yoktu. Birkaç arkadaş otostop çekerken bir İzmir dolmuşu geldi. Hadi ona bindik. Bir de 3.5 YTL aldılar. Neden 3.5 YTL aldığını sorduğumda şoförün ne dediğini anlamadım neyse dedim irdelemedim. Sıcaktan beynim dönmüş zaten bir de onla uğraşamadım. Ama muhtemelen İYTE dolmuşu değil diye.
Ya kardeşim, yurduma bırak zamanında gelmeyi artık hiç gelmezsin, ben gelirim kampüs sınırları içinde binerim bu seferde 3.5YTL alırsın İYTE dolmuşu olmadığı için. Ya niye ya niye?! Taşımacılıkta tekel olursa böyle… Neyse çok sinirlendim.
Meğersem vatandaşlar duyuru yapmışmış ben denk bilmiyormuşum:
http://www.ozurlalilar.com.tr/duyuru_oku.asp?id=224
Otobüsü “güya” elde ettik ama haftasonu otobüs yok ki! Hani başka seçeneğim olsa bi’ daha binmeyeceğim şu lanet dolmuşlara! Ama yok ki!
Otobüs işinin devamı geleceğini sanmıyorum. Ne ücreti düşer ne saatleri değişir ne de yurda kadar gelir. Ondan umudum yok zaten. Ama şu dolmuşlar için birilerinin bir şey yapması mı gerekir ne ?!
Hani ne yapabileceğimizi bilsem elimden geleni yapacağım ya ne gerekiyorsa yapacağım sıkıldım şu dolmuşlardan da şoförlerinden de muavinlerinden de! Puf!
Bu da böyle bir anımdır.
Yine de… İYTE’m benim… Dolmuşa bineriz cefayı da çekeriz… : )








Son Yorumlar